Yarışmada bazen şuurumu kaybediyorum

Nur Yerlitaş ve Hakan Akkaya ile konuştum ‘Bugün ne Giysem?’ setinde. Nur Yerlitaş program sırasında kameraları unuttuğunu ve bazen ne dediğini hatırlamadığını söyleyecek kadar samimi, Hakan Akkaya ise Nur Yerlitaş’a hayran olduğunu söyleyecek kadar saygılıydı…

Show TV Türkiye’nin en iyi kadınını arıyor bir süredir, ‘Bugün Ne Giysem?’ yarışması ile… İvana Sert, Nur Yerlitaş, Uğurkan Erez ve Hakan Akkaya’nın jüri olarak yer aldığı yarışmada yarışmacılar kadar jüri de konuşuluyor. Sete giderek hem olup biteni inceledim, hem yarışmacılarla sohbet ettim, hem de Nur Yerlitaş ve Hakan Akkaya’nın kulisine girdim.

Bu arada, 100 bin lira ödüllü yarışma büyük bir çekişme ve heyecanla devam ederken, yaratıcı ve farklı işlere imza atan Caner Erdem yönetimindeki Show TV İç Yapımlar ekibini de tebrik etmek gerekiyor…

-Nur hanım, sizin ne işiniz var burada, nasıl ikna ettiler anlatır mısınız?

Ah canım benim, sen de biliyorsun son zamanlarda jüri olmam için çok teklif aldım. SHOW’un teklifini çok düşündüm, kendi işimle alakalı olduğu için cazipti ama bir yandan da sıcak bakmadım, acaba bunu yaparsam müşterilerim ne der diye düşündüm. Daha önce ‘Yemekteyiz’e katılmıştım, çok eğlenmiştim. Sonranda çok iyi tepkiler almıştım, orada beni tanıyan ve seven bir başka kitle de oluşmuştu. Yeni teklifi etrafa sordum kimisi “tamam kabul et” dedi, kimi de ağırlığımı azaltır diye endişelendi.

-Yurt dışında yapılan moda programlarına çok ünlü modacılar katılıyor jüri olarak.

Biliyorum, hem de çok ünlü modacılar, Diana Von Fürstenberg, Roberto Cavalli, Vera Vang, Zac Posen gibi jüri üyeleri yer aldı Project Runway’de. Michael Kors zaten sürekli vardı programda. Ben de düşündüm ve karar verdim, bu işin içinde olmalıydım.

-Kendi alanınızda teksiniz programda…

Evet İvana Sert var ama o çok başka işler yapıyor, Hakan da öyle. Yıllarca büyük firmalarda çalışmış. Zaten bana karşı çok sevgi ve saygı içindeler, ekip beni el üstünde tutuyor. İnsanlar bana kendi çizginde kişilerle olmalısın dediler ama böyle farklı çizgideki insanlar olarak ortaya daha eğlenceli bir iş çıkardık.

-İyi anlaştınız mı?

Tabii, kuşkun mu var (gülüyoruz). İkisi de çok şeker. Hakan çok heyecanlı ve hak ettiği yere gelsinler isterim. Gençlere yardım etmeyi severim. Gençlerin hepis e Hakan gibi saygılı değil ama, çoğunu saygısız ve hadsiz de buluyorum. Ben burada tam bir eleştiri yapamıyorum, bazen şuur kaybı yaşayıp aklıma geleni söylüyorum. Bir kadına “Ya sen git ya da ben gideyim” dedim. Kamera olduğunu unuttuğum da oluyor. Ben zaman zaman geriliyorum programda.

-Sıkıyor musunuz çekimlerde?

Hayır öyle değil, bu bir yarışma neticede. Katılan herkesin bir beklentisi var. Ben eleştirimi yapıyorum kıyafet ve tarzla alakalı ama o hanımın hikayesini de dinliyoruz. Kiminden çok etkileniyorum, çok dokunaklı hayatlar var çünkü. Sürekli empati yapıyorum ve ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Allaha hamd ediyorum. Rahat büyüdüm, sıkıntı çekmedim…

-Giyinmeyi biliyor mu kadınlarımız sizce?

Bazı hanımlar beni çok şaşırtıyor, kilolarına göre giyinmeyi bilmiyorlar. Hele de kilolu kadınlar hiç bilmiyor diyebilirim. Bakın ben de kiloluyum. Kilolu olmak demek zevksiz giyinmek demek değildir, bedene göre doğru kumaşı ve kesimi seçmek önemlidir. Bunu öğretmek istiyorum hanımlarımıza. Şık olmak elimizde.

Bu programa girmek iyi oldu bir bakıma, stil sahibi olunmadığını da gördüm. O çok farklı bir şey. İyi giyinmek ayrıdır, fakat stil sahibi olmak başkadır.

-Sizin stiliniz nasıldır?

Bakın beni yıllardır siyahlarla görürsünüz, mutlaka şık bir jarse elbisem vardır. Takılarım, aksesuarlarım, ayakkabım, çantam çok şıktır. Koyu renk saçlarım, hatta makyajım bile kendi stilimdedir.

-Makyajınız pek beğeniliyor zaten, nasıl yapıyorsunuz?

Bakın ben gözlerimin altına eye-liner çizmem, içine kalem sürmem çünkü masumiyeti bozar, gözü küçültür. Benim stilimdir bu. Farı mutlaka elimle sürerim, el alışkanlığı ile eye-liner’ı gözümün üzerine bir defada ve kusursuz çizerim. Pastel renkte ruj kullanırım. Rujumun rengini hep soruyorlar…

-Sanırım kendimizi pek tanımıyoruz, o yüzden stil sahibi olamıyoruz.

Belki de, önce kendimizi tanımak lazım. Sırf moda diye her satılanı almak akıllıca değildir. Belli zevklerin oluşmalı. Aynada kendini görmelisin, bakmamalısın. Bakmakla görmek aynı değildir. Ülkenin en iyi makyözlerini tanırım, bende başarılı olamazlar. Ben gözlerimi tanırım, biri diğerinden daha farklıdır. makyöz yaparsa küçültür gözümü.

-Modanın esiri olmak diye bir şey var…

Modanın esiri olmayacaksın, moda yakışandır. Dünyaca ünlü modacılar da hep “Geceliğini kürk gibi kullanacaksın, kürkünü de gecelik gibi” derler.

-Ne demek şimdi bu?

Yani geceliği kürk giyer gibi zarif giyeceksin ama kürkle de gecelik giymişçesine rahat olacaksın. Moda geçicidir, stil kalıcıdır. Bugün puantiye moda ama geçecek, stil kalacak. Sen puantiyeyi bir küçük eşarpta, kemerde, belki de ayakkabında kullanmalısın. Leopar moda oldu, ben bile soğudum leopardan. Stilinse eğer puantiye, her zaman giyersin…

-Kendinizi seyredince ne hissediyorsunuz?

Seyredince şaşırıyorum, ne dedim bilmiyorum. Zaman zaman kendimi tanımıyorum, kameralar gizli ben kamera görmeyi sevmem diye sakladılar. İçimde bastırdığım kadınlar var. Bir psikolog gibi inceledim kendimi, çözdüm. Çocukken gazinolara giderdik ailemle, assoliste bakar ve “Ben giyseydim bu kıyafeti” derdim, sanırım modaya ilgim de öyle başladı.

İçimde Prenses Süreyya da var Madonna da…

-Nasıl oluyor da o ilginç, farklı, şahane kıyafetleri hazırlıyorsunuz?

Yıllarca büyük sanatçılarla çalıştım ve onlar eskiden beri hep düşlerimdeydi. Bazen kendimi Bülent Ersoy sanıyorum, bazen Ajda Pekkan, Seda Sayan, Sibel Can sanıyorum. Onlar benim içimde biriktirdiğim modeller, o kadar onarlı dikkatle izlemişim ki… Müziği ve şarkı söylemeyi çok severim zaten, moda ile de içimdeki şarkıcılar, artistler, içimdeki Madonna’lar ortaya çıkıyor. İçimde Prenses Süreyya bile var, onun mahzunluğunu taşırım. Tasarımlarımla ruhumdaki bütün kadınları ortaya koyuyorum. Ben giyecekmişim gibi hayal ediyorum.

-Ajda’ya çuval giydirdiniz, nasıl oldu bu anlatsanıza?

Çuvala bile hayat verdim doğru. Çuvalın içinden florasan rengi şifon çıkarttım. Taşlarla süsledim. Rahat çalışınca ortaya harika kostümler çıkıyor.

-Sosyete de sizden giyiniyor, hatta yurt dışından da ünlü müşterileriniz varmış!

Evet, sağ olsunlar. Kıyafet diktiğim sevgili müşterilerim de iyi taşıyorlar açıkçası.

-Neyin eksikliğini çektiniz, hayatınızda “Ah şu da olsaydı” dediğiniz bir şey kaldı mı?

Çocuğum yok ama Allahtan yeğenlerim var. Olsun isterdim ama kısmet değilmiş. Ya onlar da olmasaydı. Hem hala hem de teyzeyim. Mutsuz çok insan var ama bu programda olmak bana bir nevi rehabilite ortamı sağladı. Egomdan sıyrılıyorum, zaman zaman da bunalıma giriyorum açıkçası. Hep program konuşuluyor, ya program bitince ne olur diye korkuyorum. Bu duygular beni yoruyor…

-Aileniz desteklemiş miydi sizi modacı olmak istediğinizde?

Yıllarca hep içimde vardı, giyim ya da takı ile alakalı müthiş bir ilgim vardı. Gece ailem gezmeye gidince annemin kıyafetlerini giyerdim, topuklu ayakkabılar giyerdim. Kumaş alırdık annemle, terziye giderdik ama modeli ben belirlerdim. Henüz genç kızdım. Başta ailem pek onaylamadı ama ben karar vermiştim bir kere. Müthiş bir aile baskısı oldu, zorlanmıştım kendimi anlatmakta. Moda tasarımı diye bir şey yoktu o zamanlar. Bir an önce evlenmemi istediler, çok isteyenim vardı. Ben bahaneler uydurup istemedim. Çalışmalıydım, hayallerim vardı.

Biz eğlenince seyirci de eğlendi

Markası ‘Hang By’ ile Kıvanç Tatlıtuğ, Halit Ergenç, Demet Akalın, Deniz Akkaya gibi popüler isimleri giydiren Hakan Akkaya, bir süredir ‘Bugün Ne Giysem’de kadınları eleştiriyor. Tatlıtuğ’un eşofmanlarını bile diken Akkaya’nın Dubai’den de hatırı sayılır müşterileri var.

-Programın ilk birkaç bölümünü seyrettim, sessiz sakin giderken bir anda ne oldu jüriye, içinize canavar mı kaçtı?

Kendi adıma konuşayım, ben ilk defa böyle bir programın içindeyim. Kabullenmek benim için kolay olmadı, önce iyice düşündüm ve ilk hafta çok zorlu geçti diyebilirim. Bocaladım açıkçası. Sonra biz eğlenince seyircinin de eğlendiğini gördüm, biz rahat oldukça espri yaptıkça daha çok sevildik. Kadınlar geliyor karşımıza ve bir onları eleştiriyoruz, bu her zaman yanlış anlaşılmaya müsait bir durum. Eleştirmek zorundayız kurallar ve format böyle ama seyirci ufak bir eleştiriden daha doğrusu yanlış bir cümleden rahatsız olabilirdi, biz de temkinli davrandık. Beni tanıdılar, tanımaya başlayınca da sevdiler. Böylece yaptığım eleştirilerin o insanın şahsına değil de kıyafetine olduğu daha iyi anlaşıldı. Biz farklı bir gözle bakıyoruz, tabii her kadın şık ve güzeldir.

-Artık sokakta da rahat vermezler size!

Sokakta bana “Nasıl giyinmişim” diye soruyorlar. Gece gezmelerinde daha çok başıma geliyor, kulüplerde de. Kızlar karşıma geçip soruyorlar, ben de çok keyif alıyorum. Hiç sıkılmıyorum.

-Nasıl oldu modayla tanışmanız?

Ben Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar’da mimarlık okurken ani bir kararla moda bölümüne geçtim. 1999’dan itibaren de sektördeyim. Karadenizli bir ailenin çocuğuyum, babam çok karşı çıkmıştı ilk başlarda tasarımcı olma isteğime. Mimar olup Ordu’ya döneceğim ve ailenin işlerini devralacağımı sanıyordu. Ancak ben 17 yaşımda karar vermiştim modacı olmaya. Kendi kararlarını verebilen bir çocuktum, her şeye erken başladım. Sadece nasıl yaparım da ikna ederim diyordum. Okul değişimi yapınca kızdılar bana, ilk yıl harçlık göndermediler, neredeyse 7 ay kadar zorluk çektim. Ancak bu durumu hesapladığım için para biriktirmiştim. Çok akıllıca davranmıştım.

-Peki modacı olmak zihninizde nasıl oluştu?

Babaannemi çok severdim ve bizim alt katta otururdu. Her gün ‘Yalan Rüzgarı’nı seyrederdik, o dizide modacı bir aile vardı; ben de modayla öyle tanışmıştım. Kreasyonlar hazırlarlardı, ilkokul 4’teydim. Kız kardeşimin bebeklerini giydirirdik, kıyafet dikerdik babaannemle. O dizidir hayatımı şekillendiren olay.

-Okuldan sonra ne oldu?

Okulla beraber çalışmaya başladım ama ilk okulum da diyeceğim iş yerim ‘Batik Örme’dir. Bana güzel bir fırsat verdiler ve hep desteklediler. Her şeyi orada öğrendim. Sonra Boyner holdinge geçtim ve oarad 21 yaşımda bir ‘line’ hazırladım. Sonunda kendi kendime kalmaya karar verdim.

-Aile affetti mi?

Ailemle aram hemen düzeldi, babam işimi ne kadar ciddiye aldığımı görünce saygı duydu ve heves olmadığını görünce de benden özür diledim. Ben babama kendimi kanıtlamak için çok çalıştım.

-Modellik yapmak istemediniz mi, fiziğiniz şahane?

Geldi böyle teklifler bana ama karar vermek lazım. Dünyanın en güzel mesleği modellik ama ben uzun vadeli işler severim. Benim tek modelim var neticede o da benim. Kendime göre dizayn eder, ona göre hazırlarım. Kendi atölyemde kendi hazırladığım kıyafetleri giyiyorum, başka bir şey giymem ben.

-Houte coutre bir butiğiniz var sanırım?

Hayır biz tasarım atölyesiyiz. Ortağım Nazlı Goldenberg. Firmalara danışmanlık da veriyoruz, Nazlı iç mimardır. Tasarım ofisiyiz biz. Her türlü çalışma yapılıyor, çok Avrupai bir şirketimiz var. Hepimiz güzel sanatlar okuduğumuz için birbirine yakın işler yapıyoruz.

-Sizi neden istemişler programa, Nur ve İvana ile aranız nasıl?

İç yapımlarla bir araya geldik, tanıştık ve anlaştık. Nur ve İvana vardı, ben de kabul ettim. Nur’la aynı masada oturmak benim için çok mühim. Aile terbiyemden ötürü yaşa saygım sonsuzdur, Nur’a da saygım büyüktür. Ancak aynı masada oturunca ben herkesle eşit hissederim kendimi. Yaşsızımdır işimi yaparken. Ancak Nur’a bir başka saygı duyduğum konu, sahne kostümlerindeki başarısı. Tecrübe konuşuyor artık, dünyaya da bakarsanız büyük defilelere çıkanlar hep belli yaş ve tecrübelerdeki tasarımcılardır. Sahne ve kıyafet hatayı affetmez. Benim 12. yılım, yine de Nur’un yaptığı gibi bir elbise yapamam.

-İşler küçümsenir bizde, “Ne var ki o kıyafette” denir.

İşin aslı öyle değil ama. Pul payet deyip geçmemek lazım, bazen ben de öyle söylerim. O pulların ters ışıkta nasıl görüneceğini bilmek bir matematiktir ve herkesin bileceği bir iş değildir. Son derece zor bir hesap işidir, kumaştan, iplikten, dikişten, bedenden, insandan anlamak gerekir.

-Moda okumayan da modacı oluyor.

Ben modellikten gelenlerin de modacı olması gerektiğini savunurum. Tıpkı İvana gibi, yıllarca işin içinde, mutfağında olunca çok iyi öğreniyorsunuz. Modellerin yorumunu da hep alırım ben. Ayrıca İvana modayı hayatın merkezine koymuş bir kadın. Mağaza açtı, iş kolu yarattı.

-İstanbul moda başkenti olacak mı?

İstanbul moda başkenti olacaksa önce anlayış ve zihniyet değişmeli. Modacı ve tasarımcı desteklenmelidir, tasarımcılara yatırım yapılmalıdır. Modacı kendi birikimini yapıyor burada, iş adamları yok arkamızda. Dünyadaki ressamlar, sanatçılar hep destekleniyor. Ancak tasarımcıları el üstünde yaşatacaksın ki, o da yaratıcı olsun. Zihniyet değişmeden moda başkenti olunmaz. Sponsorluk mekanizması bir an önce işlemeye başlayacak.

One Comment

  1. katie wrote:

    HAKAN seni cok ama cooooooooooook seviyorum.malesef ki IRANda degil sin.
    yuz bin kere dudaklardan opuyorum,seni icin hayranim,