İlişki yorgunluğu üzerine…

 

Model Ebru Şallı boşanma sebebi olarak ‘ilişki yorgunluğunu’ gösterdi. Çok zarif bir açıklamaydı doğrusu, birbirinin ardından atıp tutan karı-kocaları çok gördük; hal böyle olunca boşanmalarına gönül razı olmuyor ki…

 

Nelerden sıkılır insan, neler yorgunluk verir en çok? En çok işten, araba kullanmaktan, çalışmaktan, ayakta durmaktan, bütün gün konuşmaktan, laf anlatmaya çalışmaktan, ev işlerinden, çocukların gürültüsünden, bitmeyen ödevlerinden, kavgalarından, kocaya hizmet etmekten, eve para yetiştirme derdinden, her gün otobüste, serviste ayakta dikilmekten, anlayışsız patrona iş beğendirmeye çalışmaktan, kayınvalideye şirin görünmekten… Yazarken yoruldum, yorulmaz mı yaşayan tüm bunları? İş ne çok yoruyor çalışmak zorunda olan, eve ekmek götürmek derdine düşmüş adamları, evlatlarına kol kanat germeye çalışan anneleri… Hayat ne çok yoruyor…

**

Sanki işinden bahsediyor gibi geldi bana; Ebru Şallı, “Yorgunluk” sebebini söyleyince. Zira beşeri ilişkilerde kopma noktasına gelindiyse yorgunluk kelimesi kullanımı yaygın değildir; hele ki bir evliliği sonlandırıyorsanız. Genel tanım, şiddetli geçimsizliktir, öyle ya; anlaşamayan, artık birbirini sevmeyen ve evin içini savaş alanına çeviren karı-kocadan daha fazla kendini kurtarmak isteyen taraf gider avukata, işlemi başlatır.

Acaba kafa kafaya vererek, “Darling yoruldum ben, ya sen?”, “Korkarım ben de balkabağım, naapsak dersin?”, “Hımm, Alp’lere tırmandık, Klimanjero’da kamp yaptık, buz otelde sabahladık, panguen besledik; demek ki yapacak şey kalmamış. Boşanalım” mı dediler. Şimdi eğer öyleyse yorgunluğun sebebi bahsi geçen tuhaf yolculuklar olabilir bal gibi! Bir oturun evde, serilin kanapeye, kasmayın bünyeyi, bakın nasıl atılacak yorgunluk…

Dillere destan bir aşktı yaşadıkları, hatırlasanıza Şallı “Kocamı çocuğumdan daha çok seviyorum” bile demişti. Böyle bir bahane ile boşandıkları için, halk şaşırdı elbette; şımarıklık olarak görüyor ayrılığı. Yorgunluk geçer çünkü, neler neler atlatılmıyor ki?

Dillere destan aşkın ayrılığı da patırtılı olmalı, filmlerde, romanlarda hep öyledir. Sanırım bu kez, aşk aynı anda aynı şiddetle söndü! Külü bile kalmadı. Zarif bir sebep dile getirdiler, özel hayatlarını gizlemeyi tercih ettiler. Haklarıdır…

BİR AY SONRA YENİ AŞK!

Ne ilk boşanan çift onlar ne de sonuncu olacaklar. Geçtiğimiz yaz tanıdığım bir çift de benzer bir bahane ile ayrıldı. En havalı otelde, en pahalı düğünü yaptılar, Bora Bora’da balayı kesmedi ardından tekteyle dünya turuna çıktılar. Düğün davetiyesi sayfalarca yazılmış aşk mektuplarından oluşmaktaydı, Napolyon ve Jozefin’in birbirine yazdıklarından… Gözümüzün içine baka baka dünyanın en büyük aşkını yaşadıklarına inandırdılar bizi, imrendirdiler, “siz asla böyle bir aşkın kıyısından bile geçemezsiniz” mesajı verdiler. Derken boşanma haberini duyduk. Kavga gürültü yoktu, kopmayacaklardı. Hatta dost kalacaklarını söylediler, arkadaşlıkları bakiydi, sadece sıkılmışlardı ilişkiden! Üzerinden bir ay geçmeden ikisinin de sevgilisi vardı. Kadına şöyle dedim, “Keşke ondan sıkıldığını söyleseydin, ilişkiden sıkıldıysa bir insan yenisine hoplamaz hemen”. Arkadaşım beni geri kafalı bulduğunu söyledi!

Adamsa karısını evliyken yere göğe sığdıramıyordu, 4 yıllık evlilik bitince “Ne yaparım bilemiyorum” demişti bana özel bir sohbette, “Başka bir kadınla birlikte olmayı aklımdan bile geçiremem. Ama ilişkimizden sıkılmıştık, mecburduk”.

Kaç saat dil dökmüştüm, “Ya madem o kadar seviyorsun, sıkıldım demekle olmaz. Yapacak şey bulunur. Hayat böyledir, sıkıcıdır, monotondur, etme!”

Dinletemedim.

Peki insan gönül kapısını nasıl açar ardına kadar, üzerinden bir ay geçmeden?

Doğrusuyu söyleseler, kendilerinden sıkıldıklarından bahsetseler, asıl sıkıcı olanın ilişkiyi geliştirmemeleri olduğunu anlatsalar ve popolarına yeterince anne terliği yemedikleri için şımarıklığın dibine vurduklarını söyleseler; anlayacağım.

Sevdiği yorar mı hiç, sıkılır mı seviyorum dediğinden insan?

Aşk anlam değiştirdi, ilişkiler, evlilikler; belki de hayat başlı başına başka bir manaya kaymakta.

Geri kafalı dediği için bana, bir daha arayıp sormadığım ve telefonlarına cevap vermediğim kız arkadaş, üçüncü evliliğinin hazırlığı içindeymiş kulağıma gelen dedikodulara göre. Saray bahçesinde evlenecekler ve dünya turuna çıkacaklarmış! Bakalım ne zaman sıkılacak ve sıkıntıdan yorgun düşecekler?

**

Belki de gerçek aşkı yaşamak herkese nasip olmuyordur?

 

 

Beren’in saati…

 

Uğur Yücel’le başrolü paylaştıkları ‘Benim Dünyam’ filminin afişi dillerde. Filmde sağır ve kör bir kadını canlandıran Saat’in kolundaki saatten bahsediyorum. Kör ve sağır bir kadın neden saate ihtiyaç duyar diyorlar. Gerçekten de kullanabilecekleri bir saat var mı, yoksa saatin bir hikayesi mi var filmde göreceğiz. Kör kelimesini bilerek kullandım, kör dostlarım var ve ‘görme engelli’ tanımlamasından hiç hoşlanmıyorlar. Yeri gelmişken söylemek istedim, arkadaşım tam olarak şu mesajı verdi “Biz kendi aramızda kör deriz birbirimize, durumumuz da budur, siz görme engelli dediğiniz zaman, nazik davranmış olmuyorsunuz. Hatta, daha beteri bizi engelli sayıyorsunuz ki hiç doğru değil. Engelimiz yok bizim, körüz sadece. Siz görüyorsunuz da bunca başarısızlığa sebep ne, sizin engeliniz ne?”…

 

 

Dünyanın ağrısı sızısı aynı!

 

Dr. Chet Collins bir dizi terapi seansı düzenlemek üzere Sapanca’da Richmond Nua Otel’de; otelin lobisinde tesadüfen tanıştık. ‘4 günde bir beden incelme-Hypoxi’ programı için oradaydım ve meraklısı için söylüyorum, evet hem inceliyor hem de günde 3 öğün ve iki ara öğün yiyerek zayıflıyorsunuz….

Bir ağrı uzmanı Dr. Collins; bu noktada kiropratik tedaviden bahsetmek gerekir. Zira kiropratik tedavi tamamen doğal, ameliyatsız, ilaçsız, ağrısız, tek seansta etkili, masaj kadar rahat bir yöntem. Doktorun el becerisine dayalı; pek çok hastalıkta uygulama yapılıyor. Baş dönmesi, kulak çınlaması, migren, boyunfıtığı, omuz ve boyun ağrıları, sırt ağrısı, nefes darlığı, bel fıtığı, siyatik gibi. Dr. Collins dünyaca tanınmış bir hekim, ‘hareket onarım tedavisi’ diyor kendi yöntemine. Bir çok ülkede çalışmış, “Acaba” diyorum, “Dünyada insanların ağrıları arasında fark var mı, ırk, ülke farkı var mıdır”. İlginç buldum cevabını zira dünyada insanların ağrıları ve sızıları aynıymış. “Bir mucize yaratmıyorum elbette ama ağrısı olan kişi, ağrısını unutup gidiyor. Elbette sonrası için de önerilerim oluyor. Ellerimi kullanıyor, ağrıyı tespit ediyor ve kasları çalıştırıyorum. Hastalaea hareket özgürlüğü kazandırıyorum. Bu da beni dünyanın en mutlu insanı yapıyor” diyen Dr. Collins, 10 Kasım’a kadar terapilerine devam edecek…

Haftalık

*Hasan Kaçan, nihayet bir televizyon projesine “evet” dedi, ‘Gönül Hırsızı’ yakında TRT’de başlayacak. Dizide Tuğçe Kazaz, Cem Kılıç, Esin Civangil de var. Hasan Kaçan, insatagram hesabından dizinin kamera arkası fotoğraflarını paylaşmakta, bilginiz olsun…

*Oyuncu Didem Uzel Sarı, evlendi ve New York’a yerleşti; biliyorsunuzdur. İyi ki instagram programı var da şehirde en sevdiğim ve özlediğim mekan fotoğraflarını Didem sayesinde görüyor ve hasret gideriyorum. Eline sağlık Didem… Go girl go…

*WTA Tenis tırnuvası 3. Ve son defa İstanbul’da. Salonda Tenis Federasyonu’ndan bazı yetkililerin sigara içtiğini mi gördüm sanki? Görmemiş olayım… Yok yok ben yanlış gördüm mutlaka…

*Haftaiçi ne çok organizasyon vardı. Medyapım, 20. Yılını kutladı mesela. Büyük ve iddialı yapım şirketlerinden dünya çapında ses getirecek bir film beklemeteyim şu ahir ömrümde. Yaparsa Medyapım yapar gibi geliyor bana… go medyapım go…

*’Kelebeğin Rüyası’ var elbette, bu yıl Oscar’da şans arıyor. Az önce bahsettiğim dünya çapında başarılı film için ölçütüm Oscar değil, bilesiniz.