Sözlü ve ideolojik şiddet…

Karısını dövdü. Kocasını aldattı. Çocuklarını kesti. Annesini boğdu. Sevgilisini deşti! Bu nedir böyle? Okumak, duymak, görmek, konuşmak istemiyorum. Şiddet her yerde, evde, okulda, işte, sokakta, statta, otobüste, kocanın koynunda! Fiziksel olmazsa sözlü… Sözlü şiddet en beteri… Bir de okumuş, aydın, yani sözde aydın ve koltuk/makam sahibi insanlar tarafından yapılıyorsa…
***
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı seçilen Misket Dikmen için ne kadar sevinmiştim, inancı/ideolojisi ne olursa olsun kadının toplumu aydınlatacağını düşünürüm çünkü. Kadın gerek/şarttır toplumun ilerlemesi için. Ancak daha birinci dakikadan itibaren olaylara objektif bakamayan, bakmak istemeyen bir başkanla karşılaşacağımı aradan kırk yıl geçse düşünmezdim. Yayın Yönetmenimiz Şebnem Bırsalı, basit iki soru sordu Dikmen’e, “1- Sizin öncelikli göreviniz, size üye basın emekçilerinin ve basın kuruluşlarının haklarını korumaktır. Ve bu bağlamda; 18 aydır sessiz kalınan, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Yeni Asır’a uygulanan ve Yeni Asır okurlarının haber alma hürriyetlerini de engellemeye yönelik haksız akreditasyon uygulamasının kaldırılması için Belediye Başkanı düzeyinde bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz? 2- Şehit cenazesiyle ilgili akreditasyona yönelik yaptığınız ve basın özgürlüğüne darbe diye lanse ettiğiniz netlikte; Yeni Asır’a uygulanan akredite yasağını eleştiren bir yazılı açıklama yapmayı düşünüyor musunuz?”…
***
Heyecanla bekledim cevapları. Ben binlerce defa yanılmak ve özür dilemek pahasına haksız çıkmayı yeğleyen biriyim. İzmirli ve ülkede söz sahibi bir iş adamı arkadaşım, cevap gelmeyeceğini söyledi Bursalı’nın sorularına. “Belki gelir” dedim, “Bir kadın hak nedir iyi bilir”… Hatta arkadaşıma sinirlendim, “Siz erkekler kincisiniz, bu kadar açık ve net sorulara mutlaka aydınlatıcı cevaplar gelecektir” dedim… Gelmedi, arkadaşım haklı çıktı.
En azından İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından gazetemize uygulanan görülmeyen bu şiddete karşı lütfen bir açıklama yapın Misket Hanım. Şebnem Bursalı geçen günkü yazısını şöyle noktaladı, “Burası, çakma gazetecilerin çalıştığı, eşin dostun kadrolu gösterildiği, bayilerde satılmayıp, belediyelerin toplu satın alıp Basın İlan Kurumu’ndan her ay yüklüce paraların dağıtıldığı ve belli belediyelerin ve kurumların “besleme” yoluyla geçinen bir gazete değil. Kadrolu 100’ün üstünde sarı basın kartı sahibi gazeteci ve 300’ün üstünde basın emekçisinin ekmek yediği 120 yıllık bir çınar burası. Sizler yolcusunuz Yeni Asır hancı. Sizin devriniz bitecek ama Yeni Asır aslanlar gibi yüzyıllarca daha yaşayacak. Bu böyle biline…”
Üzerine ne söylenebilir ki… Belki sadece utanılır.

Gördüm, duydum, söyledim

* Hülya Avşar kızı Zehra ile bir reklam filminde oynadı, duymamış veya izlememiş olamazsınız. Gazeteler ilk sayfadan duyurdular, hayırlı olsun. Zehra’nın çok yetenekli ve doğal olduğunu düşünüyorum, yüzünü Scarlett Johannson’a benzetiyorum. Reklamda tek kötü ve göze batan nokta, kıyafetler! Nedir o kaptan şapkası? Casual bir tekne kıyafeti giyselerdi ya?

* Hülya Avşar demişken tek bir konuyla ‘konu’ kapanmaz! Avşar, bir ayak bakım ürünü reklamında da oynamış. “Ülkenin en güzel kadını’nın vücuduna ve boyuna göre fazla büyük ve taraklı olan ayakları güzelce photoshop’a tabii tutulmuş gördüğüm kadarıyla. Firma neden güzel ayaklı bir kadını tercih etmemiş anlamadım?
* Tolgahan Sayışman rol aldığı diziden bölüm başına aldığı 55 bin liradan vaz geçip, 30 bin liraya anlaşmış. Fedakarlık budur işte…
* Beren Saat ve Kenan Doğulu, gelmiş geçmiş en sevimli, en birbirine yakışan ama en kötü giyine çifti değil mi sizce de?
* Kasap olmanın bu kadar ‘in’ olduğu bir dönem var mıydı?